Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Klasik Müzik Etkinlikleri

ÇELLO VE PİYANONUN ATEŞLİ SÖYLEŞİSİ


Yurt dışında yaşayan parlak gençlerimizin de birbirleriyle buluşup oda müziği yapmaları ve Albert Long Hall için konser hazırlamaları çok sevindirici. Biri Amerika’da diğeri Avrupa’da sesini yükselten iki gencecik yeteneğimizden Beethoven ve Saygun’un anıtsal yapıtlarını; Schubert’in romantizm dolu Arpeggiona sonatını ve Piazzolla’nın ateşli Grand Tangosunu dinleyeceğiz.

EFE BALTACIGİL (viyolonsel)

İki yıl önce Carnegie Hall’de yapılan Isaac Stern’e saygı konserinde Midori, Yo Yo Ma, Perlmann, Laredo, Zukerman, gibi çağın yetiştirdiği en büyük solistlerle birlikte Brahms’ın Altılısını çalmak üzere davet edilen genç çellist Efe Baltacıgil’di. 1978’de herkesin müzisyen olduğu bir ailede dünyaya gelen sanatçı, beş yaşında keman, yedi yaşında viyolonsel öğreminine başladı. MSÜ Konservatuvarında Prof. Nusret Kayar'ın sınıfını en yüksek dereceyle bitirdi. Ardından TEV ve Eczacıbaşı vakıflarının desteğiyle Curtis Müzik Enstitüsünde (A.B.D.) master eğitimine başladı. Burada Guarneri Quartet'in çellisti Peter Wiley’nin öğrencisi oldu. 2001 Schadt Yaylı Çalgılar Yarışmasını kazanarak Amerikan müzik çevrelerinin dikkatini çekti. 2002 yılında dünyanın en ünlü orkestralarından Philadelphia Orkestasının viyolonsel grup şefinin yardımcılığına getirildi.

Sanatçı halen bir yanda ‘Ecole Normale de Musique de Paris’de çalışmalarına devam ediyor bir yandan da Japonya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletlerinde parlak bir solist olarak başarı merdivenlerini tırmanıyor.

SERRA TAVŞANLI (piyano)

Halen Detmold Müzik Yüksek Okulun’da günümüzün en önemli piyano profesörlerinden Anatol Ugorski ile master ögrenimini sürdüren Serra Tavşanlı (d.1978), beş yaşında Perim Köknarer ile piyanoya başladı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda eğitim gördü. Konservatuvar eğitiminin yanı sıra, 1994’te Viyana’da Alexander Jenner, Zürich’te Hadassa Schwimmer, Berlin’de Heidrun Holtmann’ın ustalık kurslarına katıldı. Türkiye’de ise Ali Darmar, Ayşegül Sarıca, ve Arın Karamürsel ile çalıştı.1995’te konservatuvar arkadaşlarıyla birlikte kurduğu piyanolu beşliyle İzmir’de yapılan 1. Konservatuvarlar Arası Oda Müzigi Festivali’nde Mimar Sinan Üniversite’sini temsil etti. Aynı yıl Vogler Quartett üyesi Franz Reinecke ile Berlin’de oda müzigi çalışma firsatı buldu. Mısır’da düzenlenen ECUME Akdeniz Müzik Okulları Birliği Toplantısı’nda okulunu ve Türkiye’yi temsil etti. 1998’de Hannover Müzik Yüksek Okulunun sınavını kazanarak ögrenimini Bernd Goetzke ile devam ettirdi. 2003’te bu kurumdan pekiyi dereceyle mezun oldu.1999’da Bilkent Uluslararası Piyano Yarışmasında ikincilik kazandı.

Program:

LUDWIG VAN BEETHOVEN (1770-1827)

Viyolonsel ve Piyano Sonatı La Majör, Op. 69

Allegro ma non tanto

Scherzo , Allegro molto

Adagio cantabile-allegro vivace

AHMED ADNAN SAYGUN (1907-1991)

Viyolonsel ve Piyano Sonatı Op. 12

Animato

Largo

Allegro assai

ARA

FRANZ SCHUBERT (1797-1828)

Arpeggione Sonatı, La minör

Allegro moderato

Adagio

Allegretto

ASTOR PIAZZOLLA (1921-1992)

Le Grand Tango

 

BEETHOVEN’İN ÇELLO SONATLARI

Beethoven’in ilk kez 1795’te halk önüne çıktığında parlak bir piyanist olarak tanınmaya başlamıştı. Oda müziği, piyano parçaları yanı sıra bugün 2. konçerto olarak bilinen, aslında ilk yazılan konçertosuyla o yıllarda kendini besteci olarak da kanıtlamaktaydı. Yaşamı boyunca bestelediği beş çello sonatından ilk ikisini 1797’de 27 yaşındayken yazdı. Bunların yapısı bestecinin diğer ortamlar için yazdığı o zamanki sonatlarından çok farklıdır: Adagio girişten sonra geleneksel sonat formunda bir Allegro gelir ve bir Rondo’yla sona erer. Bunlardan oniki yıl sonra bestelediği (op.69) La Majör üçüncü sonatında ve 45 yaşında bestelediği (op.102) son iki çello sonatından dördüncüde aynı yapı geçerlidir. Bir tek son çello sonatı olan op.102, no.5, diğerlerinden farklı olarak gelişkin bir ağır bölüme sahiptir.

Bestecinin 1798’de başlayıp 1802’den sonra iyice ağırlaşan sağırlığı bir süre krizler yaratmış, kendi içi dünyasına kapanmasına, çevreyle ilişkisini kesmesine yol açmıştır. 1803-1826 arasındaki yıllar onun en verimli dönemidir. Artık sağırlığını kabullenip, yazgısına kahramanca karşı koyabilmek peşindedir. Etkileyici bir anlatım dili, dramatik bir karakter oluşturmuştur. Eroika ile başlayan senfoniler zinciri sekizinci senfoninin sonuna dek bu dönemin içinde yer alır. Keman konçertosu, orkestra uvertürleri, Fidelio operası, dört piyano konçertosu, nice kuvarteti, keman ve piyano sonatı, bu dönemin başlıca ürünleridir.

Op.69, La Majör No.3 Çello ve Piyano Sonatı, 1809’da, Pastrol Senfoni ve ‘İmparator’ başlıklı piyano konçertosuyla aynı günler içinde bestelenmiştir.

AHMED ADNAN SAYGUN (1907-1991)

Saygun, çoksesli müziğin öncüsü, etnomüzikolog ve öğretmen olarak Türk müzik yaşamının bir temel taşıdır. Kırk yıl, ara vermeden ve aynı üretkenlikle her çeşit müzik biçimine örnek vermiştir. Ayrıca folklor ve etnomüzikoloji alanında müzikbilimsel araştırmaları, Bela Bartok ile birlikte yazdığı “Folk Music Research in Turkey” adlı bir kitabı da bulunmaktadır. Saygun’un ülke sınırları dışında adını duyurmasını sağlayan ilk olay, 1947’de Paris’in Pleyel salonunda Lamoureux orkestrası tarafından Yunus Emre Oratoryosu’nun seslendirilmesidir. Aynı yıl Uluslararası Halk Müziği Birliğine yönetim kurulu üyesi seçilir. Almanya, Macaristan, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi pek çok ülke tarafından ödüllere, nişanlara değer bulunmuş, 1971’de Devlet Sanatçısı olmuştur. Saygun’un mod öncesi ve mod içi müzikler üzerine yaptığı araştırmalar, bugün Türkiyedeki çoksesli müzik çalışmalarına ışık tutmuştur. Yapıtlarının tümü modal yapıda, bazen de pentatonik karakterdedir. Saygun’un opus sayısı 77’ye varan bestelerinde halk ezgileri kadar halk masalları, destanlar ve gizemsel İslam ilahileri de yer alır. Besteci beş senfonisi, keman, piyano, viyola ve çello konçertolarıyla birçok oda müziği ve solo piyano için yapıt bestelemiştir.

Op.12 Çello ve Piyano Sonatını 1935-36 yıllarında yazmış ve David Zirkin’e adamıştır.

FRANZ SCHUBERT (1797-1828), La minör “Arpeggione” sonatını, 1823`te gitar ve çello`nun birleşik niteliklerini taşıyan, adını “Arpeggione” koyduğu altı telli bir çalgı için bestelemiştir. Bu çalgı kısa sürede yok olmuş dolayısıyla bu sonat viyola ve çello için yapılan transkripsiyonlarıyla korunmuştur.

Eser standard sonat formundaki birinci bölümle başlar; bunu yavaş tempoda rapsodik bir orta bölüm izler. Bu orta bölüm son bölüme yol gösteren bir giriş gibidir. İkinci bölümün sonundaki kısa kadanzdan sonra ara verilmeksizin son bölüme geçilir. Rondo formundaki son bölüm bir Macar halk melodisi ve ritmik swing dansı ile başlar; dış bölümlerdeki ikincil temaların Macar folkvari eğilimleri onları organik olarak birbirlerine bağlar. Çellonun lirik soloları soliste şarkı söyler gibi çalma konusunda sonsuz olanaklar sağlar.

ASTOR PİAZZOLLA (1921-1992)

Tango kelimesinin 18. ve 19. yüzyılda İspanya ve bazı Güney Amerika ülkelerinde bayram ve karnavallarda yapılan bir dansı tanımlamakta kullanıldığı biliniyor.

Tango yüzyılımızın başında, Buenos Aires’in fakir mahallelerinde, İtalyan, İspanyol, Alman göçmenlerin gittiği ucuz bağlarda doğdu. Paraguay ile olan savaş 1876’da sona ermiş, pek çok göçmen Rio del Plata’ya yerleşmişti. Genelevler, barlar, kıyı bölgeleri (Orillas) dolup taşmaya başladı. Göçmenlerin ülkeye uyumu bekleniyor, Arjantinliler ise henüz yeni kurulan ülkenin geleneklerini korumak istiyorlardı. Eğlence lokallerinde gaucho kültürünü temsil eden müzikçiler Candombe gruplarıyla, kentli şarkıcılar Milonga adlı aşk şarkılarıyla halka sesleniyor, operalarda ise İspanyol operetleri Zarzuela’lar sahneleniyordu.

Ayrıca Avrupalı göçmenlerin getirdikleri, kadın ve erkeğin bir çift olarak dansettikleri polka ve valsten başka mazurka, xotis, kadril dansları da Avrupa-Arjantin melezlerine verilen adıyla, criolla’lar tarafından değişik versiyonlarla seslendiriliyordu. Kentin iki milyonu aşan nüfusu içinde yaşam kavgası veren ümitsiz, özlem dolu, unutmak isteyen, anlık zevklerle yetinmek zorunda kalan bir erkeler dünyası vardı; ve tango hayal kırıklığıyla dolu, ancak geçmişi özlemle dolu, unutmak isteyen, anlık zevklerle yetinmek zorunda kalan bir erkekler dünyası vardı; ve tango hayal kırıklığıyla dolu, ancak geçmişi özlemle anan bu hüzünlü ortamda, machismo adı verilen erkekliğe müzikal ve nostaljik bir övgü olarak yaratıldı. Tüm bunların sentezi ile tango adı birleşti: candombe dansları 2/4’lük ve 4/8’lik arasında değişen ritmik unsurlarıyla, 1850’de İspanyol tiyatro grupları ile Buenos Aires’e gelen habanera dansı duygulu melodisiyle, bundan 30 yıl sonra oluşan ve halk şarkıcılarının (payodore) repertuvarına giren milonga da koreografisiyle bu sentezi etkiledi.

Astor Piazzolla, 1921’de Buenos Aires’ten 400 km uzaklıkta, Atlantik sahilinde bir sayfiye yeri olan Mar del Plata’da doğdu. İki yaşındayken ailesi New York’a yerleşti ve 1937’ye kadar da ABD’de yaşadı. Annesi terzi, babası berberdi; mahalle arkadaşı Rocky Marciano sonradan dünya ağır siklet boks şampiyonu olacak, bir grup arkadaşı Kaliforniya’da Alcatraz’da, bir kısmı New York’ta Sing-Sing’de oturmak zorunda (!) kalacaktı. Ama o kendini müziğiyle kurtardı. 10 yaşında, tango orkestralarının önemli çalgısı bandoneonu çok ustaca çalışıyla ün kazandı, 1934’te tango şarkıcılarının kralı sayılan Carlos Gardel ile çalmaya başladı. Piazzolla bestelediği oda müzikleri, senfoniler, bale müzikleri ve tangolarında kendine özgü stiline her zaman sadık kaldı.

1954’te eğitim için bursla Paris’e gitti ve ünlü Fransız eğitmen Nadia Boulanger’den ders aldı ve orada Gerry Mulligan ile de tanıştı; bir yıl sonra da Arjantin’e döndü, tangoyu monotonluktan kurtarmak için bir sekizli kurdu ve kendi tango stilini kabul ettirmeyi başardı. O günlerin en ünlü iki tango topluluğu için 200’den fazla parça düzenledi ve Buenos Aires Üniversitesi’nde konser veren ilk tango müzisyeni oldu. Kısa zaman sonra tiyatro toplulukları, film ve plak şirketlerinden beste siparişleri almaya başladı. Paris Opera Orkestrası Yaylı Çalgılar Topluluğu ve La Scala Opera Orkestrası müzisyenleriyle konserler verdi, 100’den fazla kayıt yaptı. Dünyanın en ünlü senfoni orkestraları onun bandoneon konçertolarını yorumladı.

Le Grand Tango (Büyük Tango)

Paris’te Nadia Boulanger’nin öğrencisi olan Piazzolla, ülkesi Arjantin’de Avrupa, Afrika ve yerel etkiler altında doğan ve gelişen tango dansına 1955’lerden sonra senfonik ve ciddi bir karekter kazandıran, onu konser salonlarına sokan bestecidir.Piazzolla’nın 1980’li yıllarda yazdığı, 12 dakika kadar süren Büyük Tango (Le Grand Tango) başlıklı eseri, ünlü Rus viyolonselcisi Mstislav Rostropoviç (1927-) için, aslında viyolonsel ve piyano için bestelenmiştir. Görkemli bir girişle başlayan ve Piazzolla’ya özgü her tür vurgulamaları, glissandoları olduğu kadar viyolonsel için duygulu ezgileri de içeren Büyük Tango’yu Rostropoviç, Piazzolla öldükten sonra Buenos Aires’te çalmış ve olağanüstü büyük sükse yapmıştır.

Kaynaklar: EVİN İLYASOĞLU, Çağdaş Türk Bestecileri, Pan Yayıncılık

İRKİN AKTÜZE, Müziğ Okumak, Pan Yayıncılık

iletisim :

Bilgi, İletişim ve Kombine Bilet Satışı : B.Ü. Halkla İlişkiler Ofisi Tel: 0 212 359 67 03 – 359 66 09

E-posta : bogazici-pr@boun.edu.tr

Gecelik Bilet Satışı : BÜMED Ön Büro : 0212 287 02 32 / 134 -135 veya 359 66 40 / 134 -135