FLÜT, ÇELLO VE PİYANO İÇİN ÜÇLÜLER, İKİLİLER
GÜLŞEN TATU (flüt)
Dünyanın en önemli flüt yarışmalarından 1.Kobe yarışmasını kazanan Prof.Gülşen Tatu İzmir’de doğdu. 1971’de İzmir Devlet Konservatuvarı’nı bitirdi ve bir yıl aynı kurumda asistanlık yaptı. 1972’de DAAD bursunu kazanarak Almanya’ya gitti. Essen ve Freiburg Müzik Yüksek okullarında Prof. Rülters ve çağımızın en büyük flütçülerinden Aurèle Nicolet ile çalışma fırsatı buldu. Ardından bu kurumdan solistlik diploması aldı. Bunu izleyen üç yıl Prof.Nicolet’nin asistanlığını yapıp aynı zamanda Güney Batı Almanya Radyo Senfoni Orkestrasında solo flütist olarak görev yaptı. Eğitimcilik dalında gösterdiği başarı nedeniyle Karlsruhe ve Stuttgart Müzik Yüksek Okullarından teklif aldı ve bir süre her üç akademide eğitimci olarak çalıştı.1986’da Trössingen Müzik Yüksek Okulu’na profesör olarak atandı. Aynı yıl Istanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın solist kadrosuna atandı. Bu arada bir çok Avrupa ve Uzakdoğu ülkesinde başarılı konserler verdi, önemli yarışmalarda çeşitli dereceler elde etti.
Gülşen Tatu’nun Ödülleri:
1977- Prag Baharı Uluslararası Flüt yarışması (Çekoslovakya), ikincilik
1978- Freiburg Müzik Yüksek Okulu Flüt Yarışması, ikincilik
1978- Stuttgart-Radyo Televizyon Müzik Yarışması (ikincilik)
1978- Paris Uluslararası Flüt yarışması (dördüncülük)
1978- Doğu Almanya Uluslararası Flüt yarışması (birincilik)
1985- Birinci Kobe (Japonya) Uluslararası Flüt Yarışması (birincilik)
SADAO HARADA (Viyolonsel)
Babasıyla müziğe başlayan sanatçı, onbir yaşında Hideo Saito ile çalışmalarını sürdürmüş, Toho Müzik Okulunu bitirince Mainichi ve NHK Çello Yarışmasını kazanarak tüm Japonyada konserler vermiştir. Oda müziği dalında Mainichi Büyük Ödülü’ne değer bulunduktan sonra en genç üye olarak Tokyo Senfoni Orkestrası’na katılmıştır. A.B.D.’de Aspen Oda Orkestrası ve Nashville Senfonide çalarken, kariyerini bir oda müzikçisi olarak sürdürmeye karar vermiş, böylece Julliard Müzik Okulunda eğitim almıştır. 1969’da, sonradan büyük üne kavuşan Tokyo Yaylı Çalgılar Kuvartetini kuran sanatçı, 1999 yılına dek, tam otuz yıl bu topluluğun üyesi olmuştur.
Matsumoto’daki Saito Kinen Festivalinde Seiji Ozawa yönetimindeki Saito Kinen Orkestrası eşliğinde konserler vermiştir. 2000/2001 mevsiminde yine Ozawa yönetimindeki New Japan Philarmonic Orkestrası ile Japonya turnesi konserlerinin solisti olmuştur. Baş çellist olarak Ozawa/Saito Kinen Orkestrasıyla katıldığı Amerika turnesinde Şikago Konser Salonunda ve Carnegie Hall’de konserlere katılmıştır. Alban Berg Quartet ve Jessye Norman gibi sanatçılarla da işbirliği yapmaktadır. 1997’den beri çağrıldığı Miyazaki Uluslararası Müzik Festivalinde Isaac Stern, Pinchas Zuckerman ve Joseph Kalichstein gibi sanatçılarla birlikte çalmıştır. Toronto Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Atlanta Emory Oda Müziği Cemiyeti ile çalışmalar yapmıştır. 2001’de popüler konuk sanatçı olarak Mexico’daki Festival de Musica de Camera de San Miguel de Allende’ye katılmıştır. Halen yoğun bir şekilde solistik ve oda müziği çalışmalarının yanısıra Almanya’daki Trossingen Müzik Yüksek okulunda profesördür.
IVA NAVRATOVA-Çek piyanist.
Piyanist Navratova, doğduğu kent Ostrava’da ilk müzik derslerini almış; Prag’daki Müzik Sanatları Akademisinde Jan Penenka ve Ivan Moravec’in öğrencileri olmuş ve kurumu başarıyla bitirmiştir. Kariyerinin başlangıcında solist olarak pek çok konser vermiş; Prag Senfoni gibi birçok orkestranın konuğu olmuştur. 1978’de Çek Cumhuriyetindeki, Bmo Müzik Sanatları Akademisinin öğretim kadrosuna girmiştir. Burada oda müziği dersleri kadar birden fazla piyanonun bağdaşması üstüne dersleriyle ünlenmiştir. Oda müzikçisi olarak pek çok konser vermiş, önemli konser salonlarında, radyo ve televizyonlarda ünlü sanatçılarla birlikte çalmıştır. Sanatçı, Çek Besteciler Birliği’nin ve konser sanatçılarının bir üyesi olarak bir çok yapıtın ilk seslendirişini yapmıştır. Almanya, Küba, Hollanda, Rusya, İsviçre, Fransa ve Japonya’da konserler vermiştir.
Program:
BOHUSLAV MARTINU (1890-1959)
Trio (1944)
Poco Allegretto
Adagio
Andante
Allegretto scherzando
ROBERT SCHUMANN (1810-1856)
Fantazi Parçalar, Op.73 (1849)
(çello ve piyano için)
ARA
KARL REINECKE (1824- 1910)
Sonata
Allegro
Intermezzo
Andante tranquillo
Final
(flüt ve piyano için)
CARL MARIA VON WEBER (1786-1826)
Sol minör Trio, Op.63 (1819)
Allegro
Scherzo
Andante espressivo (Schäfers Klage) Finale
BOHUSLAV MARTINU (1890-1959)
Çek besteci ve keman virtüozu Martinu, bir köy kilisesindeki saat bekçisinin oğlu olarak dünyaya gelmiş, on yaşında ilk bestesini yazmış, onbeş yaşında ilk resitalini vermiştir. Prag Konservatuvarında eğitim gördükten sonra Paris’de uzun süre Roussel ile çalışmıştır. 1940’ta Almanların Paris’i işgali üzerine önce Portekiz’e kaçıp sonra da Amerika’ya göç etmiştir. 1953’te Nis’e yerleşmiş, 1956’da Roma Amerikan Akademisine profesör olmuş ve 1959’da İsviçre’de ölmüştür. Bir çok senfonisi, oda müziği ve operalarıyla üretken bir besteci olan
Martinu, bu triosunu 1944´te Amerika’da yazmış. Hemen her yapıtında olduğu gibi bunda da yurt özlemi, Çek folklorünün renkleri içindeki ağırlığını korur. Özellikle ikinci bölümde kendine özgü saf, çocuksu hayalleriyle Bohemya dağlarının görkemini resimlemiştir.
ROBERT SCHUMANN (1810-1856)
Romantiklerin en romantiği" olarak tanımlanan Robert Schumann, müziğinde romantizm öğelerinin tümünü duyurmuştur: Özel dünyasındaki iniş çıkışlar, Clara'ya aşkı, kendini Ren Nehrine atması ve bir akıl hastanesindeki acıklı ölümüyle tipik bir romantik sanatçının özelliklerini sergiler. Öznel anlatımı, düş gücü, piyanonun olanaklarını kullanması, orkestra paletinin zenginliği, simgeleri ve betimleyici özelliği ile romantizmin hem ince duyarlılığını hem de ele avuca sığmayan fırtınasını duyurmuştur. Robert Schumann, besteciliğinin yanısıra usta bir piyanist, orkestra şefi ve müzik eleştirmenidir. Almanya'nın Saksonya bölgesinde Zwickau'da dünyaya gelir. Yazar olan babasından edebiyat yönünde etkilenir. İlkokul yıllarında piyanoya yeteneğini kanıtlamış ve ilk bestelerini yazmaya başlamıştır. Babası öldükten sonra annesinin isteği üzerine Leipzig Üniversitesi'ne hukuk okumaya gider. Aynı zamanda ünlü piyano öğretmeni Friedrich Wieck'den piyano dersleri almaya ve onun evinde yaşamaya başlar. İyi bir piyanist olmayı aklına koyduğundan hukuku bırakıp müziğe yönlenmesi için annesinin onayını ister. Bu arada sağ elinin dördüncü parmağındaki bir sorun yüzünden piyanistlikten vazgeçer, bestecilik ve yazarlıkta yoğunlaşır. Wieck'in o sırada 16 yaşına gelen kızı Clara'ya aşık olur. Bütün engelleri yenip onunla evlenir evlenmez de besteciliğinde büyük aşamalar kaydeder. 1840 yılının mutluluk ürünü olarak sayısı 150'yi bulan şarkı besteler. Bunlardan bazıları yine kişisel yaşamından kaynaklanan simgeleri içerir. Clara'yı anlatan "Bir Kadının Yaşamı ve Aşkı" başlıklı lied dizisini ve kendi aşkını anlatan "Bir Şairin Aşkı" adlı lied dizisini yazar. 1841 Schumann'ın daha büyük yapıdaki çalışmalarının, senfonilerinin yılıdır. 1842, oda müziği yılı olur. Bu sıralarda Clara ünlü bir piyanist olarak konser turnelerini sürdürmekte, Schumann ise onun gölgesinde kalmanın alınganlığını yaşamaktadır. Clara ile birlikte gitmektense evde kalıp beste yapacağını söyler, oysa yalnız kaldığı zaman büyük bunalımlar yaşar. Clara'nın Rusya'daki uzun turnesine katılır. Bu gezi sonucu ağır bir bunalıma girer, buhranlar geçirir. 1844'de daha huzurlu bir ortam bulmak için sekiz çocuklarıyla birlikte Dresden'e taşınırlar ve beş yıl orada yaşarlar. Clara, kocasını tedavi ettirtmek ve onun besteciliğini ilerletmek için uğraşmaktadır. 1845'in sonunda bestecinin kendisi için yazdığı piyano konçertosunun ilk seslendirisini yapar. Schumann, 1849'da orkestra şefi olarak Düsseldorf'dan çağrı alır. 1850'nin Eylül ayında Düsseldorf'a taşınırlar. İlk aylar Schumann için çok verimlidir: Çello konçertosu ve Ren Senfonisi gibi başyapıtlar ortaya çıkar. Ancak şef olarak çalışmalarını savruk bulan yönetim, orkestra ve koro üyelerinin kendisinden hoşnut olmadıklarını bildirir. Bu arada giderek ağırlaşan bunalımı görevini sürdürmesini engeller. 1854'de sanrılar başlar. Şubat ayında kendini Düsseldorf'daki bir köprüden Ren nehrine atarak intihara kalkışır. Kurtarıldıktan sonra Bonn yakınlarında bir akıl hastanesine kaldırılır ve yaşamının son iki buçuk yılını orada geçirir. Sonraları Clara'yı da, yakın dostları Brahms ve Joachim'i de tanıyamaz. Schumann, 29 Temmuz 1856 Endenich'deki hastanede ölür.
CARL REINECKE (1824-1910)
Alman piyanist, kemancı, besteci, orkestra şefi ve pedagog. Babasıyla ilk müzik derslerine başlamış, öncelikle kemancılığıyla öne çıkmış, ardından kendini piyanistliğe adamış ve uluslararası ün yapmış. Kopenhag sarayında piyanist olmuş. Almanya’nın bir çok kentinde öğretmenlik yaptıktan sonra Leipzig’e yerleşmiş. Gewandhaus orkestrasının şefi olmuş. Ve konservatuvarda piyano profesörlüğü yapmış. Beş operası, oratoryo, kantat, senfoni ve piyano konçertoları var. Pekçok oda müziği yapıtı ve piyano parçasının yanında 40 kadar başka bestecinin piyano konçertosuna kadanz bestelemiş.
CARL MARIA VON WEBER (1786-1826)
Erken romantiklerden biri olan Alman besteci Carl Maria von Weber, Beethoven’in çağdaşıdır. Babası müzik direktörü ve annesi şarkıcıdır. Çocukluğu sürekli kentten kente göçlerle geçmiştir. Dört yaşında müziğe başlamış, sonradan Michael Haydn’ın öğrencisi olmuştur. Ondört yaşında bir opera, birçok missa ve piyano parçası bestelemiştir. Ebu Hasan, Der Freischütz ve Oberon gibi operalarıyla çağında çok popüler olmuştur. Halk ezgilerini büyük çaplı yapıtlara uyarlamadaki ustalığıyla Wagner gibi kendinden sonraki bestecilere yol açmıştır. Orkestra yazısında her bir çalgı gurubunun ruhuna hitab edişi, piyano yazısında kullandığı teknik buluşlar, Chopin, Liszt ve Berlioz’u etkilemiştir.
Flüt, viyolonsel ve piyano için Trio’sunu 1817-19 arasında bestelediği sanılmaktadır. 25.Temmuz 1819’da eser ilk kez küçük bir ev konserinde Lois Spohr’un dahil olduğu bir trio tarfından seslendirildiği bilinmektedir.
Başlangıçtaki tema bir şarkıya gitarla eşlik eder gibidir. Özellikle Flütün alt seslerdeki sıcak tınısı, ardından çellonun şarkı söylercesine yorumu hayret verici bir ustalıkla işlenmiştir. Klasik Sonat modeli ile bağdaşmayan yapıda küçük bölümlerin, motiflerle, tınılarla birbirine bağlanması ilginçtir.